Hoşgeldiniz...
Hoşgeldiniz
Ziyaretçi
. Lütfen
giriş yapın
veya
kayıt olun
.
1 Saat
1 Gün
1 Hafta
1 Ay
Her zaman
Kullanıcı adınızı, şifrenizi ve aktif kalma süresini giriniz
Haberler:
Ana Sayfa
Yardım
Ara
Takvim
Üyeler
Üye listesini görüntüle
Üyelerde ara
Giriş Yap
Kayıt Ol
PlatforyuM
»
GENEL KÜLTÜR
»
Masallar ve Hikayeler
»
Konu:
Bu kimin töresi öğretmenim?
« önceki
sonraki »
Yazdır
Sayfa: [
1
]
Aşağı git
Gönderen
Konu: Bu kimin töresi öğretmenim? (Okunma sayısı 172 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Zilal
Global Moderator
Uzman Üye
İleti: 1.442
Teşekkür Sayısı
7
Cinsiyet:
Bu kimin töresi öğretmenim?
«
:
Temmuz 06, 2010, 02:24:04 ÖS »
Lütfen Yan Taraftaki +1 İşaretine Tıklayıp Konuyu Beğeniniz...
Arkasında gözü olmak ne demektir öğrenmişti. Mağazalarla dolu bir caddede yürürken gözü hep vitrinlerdeydi. Bir şeyler beğenmek, modellere bakmak için değil, arkasından kimsenin gelip gelmediğini anlamak içindi bu bakışlar.
Annesinin tek kızıydı. Köylük yerde hep erkek çocuk istenir ya, babası üç erkekten sonra gelen kızını çok sevmişti. Kendinden sonra gelen iki erkek kardeşi de öyle. Ailesinin göz bebeği, köyün en güzel kızıydı, kardeşlerinin dert ortağı. Namı almış yürümüştü. Yaşı daha 14 iken istemeye gelmişler, babası geri çevirmişti. Bir yıl sonra istemeye gelenlerse geri çevrilmeyecek kadar büyük bir aileydi. Kızın aklı okumakta, ağanın oğlunun aklı ise kızdaydı. Babası ilk gelenlere “kızım küçük” dedi. Sonraki gelenlere, “ağamızın sözü büyüktür, ama kızım küçüktür” dedi, ondan sonrakilere de. Anasını bile karşısına almak pahasına, vermeyeceğini söylemişti kızını. Ağanın oğlu takmıştı bir kez aklına kızı. “baba sen ağasın, isteyip de yapamayacağın ne var ki! İstiyorum o kızı” dedikçe arttı ağanın öfkesi. Gönderdiği adamların sayısı ve sesi de ağanın öfkesiyle birlikte kabarmaya başlamıştı. “kızı vermezsen ağa seni burada barındırmaz, bilesin”
Kız evden çıkmaya korkar olmuştu. Ağabeyleri sık sık tembihliyordu “evden çıkma, anamın yanından ayrılma” Okula gidemiyordu artık. Kapıya gelen öğretmeni ile annesi konuşmuş, Durumu açık açık anlatıp ortalık duruluncaya karar kızını okula göndermeyeceğini söylemişti.
Dışarısı bahardı. Her yer yemyeşil olmuştu. İçine bir güzellik gelip konmuştu ağaç dalındaki kuş gibi. Yüreği pır pırdı. Çıkıverdi bir gün dışarıya. Hem ne olur dedi, altı üstü yan komşuya gidip geleceğim. Ama ağanın oğlu pusudaydı. Kızı kolundan tuttuğu gibi attı arabaya. Yalvardı yakardı kız. “Bırak beni, bak yaşım küçük senin de başın belaya girecek.” Dinlemedi ağanın oğlu. Seni seviyorum, benimle geleceksin. Başkasına yar etmem seni. Okula gitmek de neymiş.” Ağladı sızladı ama çare olmadı, ağa oğlunun sevgiden kararmış gözüne, gönlüne deymedi dedikleri. “istemiyorum seni” dedi en sonunda. “İstemiyorum. Ağa oğlusun diye sevmek zorunda mıyım seni?” Durdu çocuk. Ağa oğlu olmak, kalbe girmeye yetmiyor mu yani diye düşündü. Ama erkek olmak, kendisini sevmeyen bir kızı cezalandırmaya yetebilirdi. Olanca gücü ile vurdu kıza. Yediği dayağın acısını hissetmiyordu kız. Yeter ki beni şuracıkta bıraksın diye düşünüyordu. Ağa oğlunun hıncı geçmedi. Töreyi hatırladı. Ona en ağır cezayı en sevdiklerinin elinden verdirecekti. Yerlerde sürüklenmekten üstü başı yırtılmış kızın üzerine atıldı.
Ağlayarak eve geldiğinde kimse yoktu evde. Üzerindeki yırtık elbiseleri çıkardı. Onlardan kurtulabilirdi. Peki ya yüzündeki, vücudundaki morluklardan? Ağlamaya başladı yine. Ona yardım edecek kim vardı ki? Olanca hızıyla koşmaya başladı. Öğretmeninin kapısına geldiğinde ağrıyan vücudu, kırılan gururu ile paramparça düştü yere. “Jandarmaya gitmekten başka çare yok dedi öğretmen. “Yoksa ….” Devamını biliyordu kız. Yoksa tıpkı daha önce tecavüze uğrayanlar gibi onu da vuracaklardı. Ailesinin kırılan onurunu, kirlenen ismini temizlemek için onun ölmesi gerekiyordu. “Ben bir şey yapmadım ki öğretmenim. Ben babamın yüzünü yere düşürecek, onları utandıracak ne yaptım? Beni neden cezalandıracaklar?
Jandarmaya olanları anlattı. Üzerinde kırmızı çiçekli elbisesi ile bahar rüzgarında sallanan çiçekler gibi titriyordu babası geldiği zaman. Hemen bildi babası. Geçen bayram kızına aldığı elbiseydi bu. Başını yerden kaldıramadı babası. Halbuki bir baksa kızının yüzüne, oradan her şeyi okuyacaktı. Kızın mağdur olduğunu, ağanın oğlunun kaçtığı ve her yerde arandığını, kızın kılına zarar gelirse babasının sorumlu tutulacağını anlattı jandarma uzun uzun… öğretmenin ricasıyla, kapıya bir de nöbetçi konulması şartıyla kızı öğretmenin evine yerleştirdiler.
Baba eve geldiğinde dışarıda bahar, evde kış vardı. Anasının yanına ilişiverdi, suçlu, küçük bir çocuk gibi. “Ben sana ağa ile dikleşme demedim mi oğul? Şimdi yapılacak bellidir. Adımızı yeniden temize çıkarma görevi senindir. Ancak, yaşı küçük bir oğlan yaparsa bunu cezası az olur. Ben en küçük oğlunu uygun görürüm, sen ne dersin?” Karısına baktı adam. Kadının gözlerinden gelen yaştan anladı her şeyi. “daha 13 yaşındadır ana, eli nasıl silah tutsun?” “Kızın da 15 yaşındaydı. Ama yaptıklarına bak!” “benim kızım ne yaptı ana” diyebildi sadece. Odanın en kuytu yerinden kalktı en küçük erkek. Gölgesi gövdesinden büyük, babaannesine yürüdü, silahı aldı. Evden çıktı.
“Ben bir şey yapmadım” diyordu kız sadece. “Ben bir şey yapmadım öğretmenim. Ama beni cezalandırıyorlar. Töre böyle diyorlar. Bu kimin töresi öğretmenim? Hangi kitap yazıyor bu töreyi? Sen hiç okudun mu?” Öğretmeni göğsüne yasladı kızı. Geldiği günden beri, muhtarla, jandarmayla, doktorla hep bu konuyu konuşmuştu. Cahilliğin, erkek egemen toplumu dayatmalarının adı töre olmuştu buralarda. Değiştirmenin bir yolunu bulmak lazımdı. Kan davası gibi, bu cinayetlerin de bitmesi lazımdı artık. “Bu töre değil güzel kızım. Bu sadece cahillik. Hiçbir kitap yazmıyor bunu. Sen üzülme, baban seni korur” Sustular sonra.. uzun uzun sustular. İçerideki sessizlik, dışarıdan gelen sesle bozuldu. “abla kaç.. kaç kurtar kendini, beni, seni vurmaya gönderdiler”
Önce trene bindi öğretmeniyle, sonra İstanbul kalabalığına karıştı. Öğretmenin bir arkadaşının evine yerleşti üzerindeki elbisesi, içindeki korkuları ve arkasındaki gölgelerle. 2 yaşında bir kız çocuğuna bakıyor bu evde. Karnını doyuruyor, biraz da para alıyor. Biriktiriyor parasını, dışarıdan ilköğretimi ve liseyi bitirirken lazım olacak çünkü. Annesini arayıp burada olduğunu söylemeyi o kadar çok istedi ki, ama yapamadı. Gelirler, beni bulurlar korkusuyla geçmişini gömdüğü mezara sesini, soluğunu ve hasretini de koydu.
Şimdi dışarı her çıktığında, kapı her çaldığında, gazetede töre cinayeti ile ilgili bir haber okuduğunda, üzerinde kırmızı çiçekli elbisesiyle bahar rüzgarında savrulan çiçekler gibi titremeye başlıyor.
Hülya Düzgün
Kayıtlı
» вєпi göгмєк dємєк illє уüzüмü göгмєк dєğildiг. вєпiм düşüпcєlєгiмi , вєпiм dυуgυlαгıмı αпlıуoгѕαпιz вυ уєтєг. «
nurgül38
Faal Üye
İleti: 195
Teşekkür Sayısı
6
Ynt: Bu kimin töresi öğretmenim?
«
Yanıtla #1 :
Temmuz 06, 2010, 04:34:27 ÖS »
çok güzel bir yazıydı...
Hiç bi kitap yazmıyor ble bi töreyi ama inanan asalaklar çok maalesef..Rabbim gereken adaleti elbet gözterecektir
Kayıtlı
Yazdır
Sayfa: [
1
]
Yukarı git
« önceki
sonraki »
PlatforyuM
»
GENEL KÜLTÜR
»
Masallar ve Hikayeler
»
Konu:
Bu kimin töresi öğretmenim?