Hoşgeldiniz...
Hoşgeldiniz
Ziyaretçi
. Lütfen
giriş yapın
veya
kayıt olun
.
1 Saat
1 Gün
1 Hafta
1 Ay
Her zaman
Kullanıcı adınızı, şifrenizi ve aktif kalma süresini giriniz
Haberler:
Ana Sayfa
Yardım
Ara
Takvim
Üyeler
Üye listesini görüntüle
Üyelerde ara
Giriş Yap
Kayıt Ol
PlatforyuM
»
GENEL KÜLTÜR
»
Masallar ve Hikayeler
»
Konu:
Bu Kimin sesi ?
« önceki
sonraki »
Yazdır
Sayfa: [
1
]
Aşağı git
Gönderen
Konu: Bu Kimin sesi ? (Okunma sayısı 140 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Zilal
Global Moderator
Uzman Üye
İleti: 1.442
Teşekkür Sayısı
7
Cinsiyet:
Bu Kimin sesi ?
«
:
Temmuz 06, 2010, 02:29:33 ÖS »
Lütfen Yan Taraftaki +1 İşaretine Tıklayıp Konuyu Beğeniniz...
Aklında tek bir soru vardı...
Hapishanenin demir parmakları ile duvar arasında gidip gelirken aklında tek bir soru vardı: Neden buradayım? Ben kötü bir insan değilim, burada olmayı hak etmiyorum, neden buradayım? Zengin bir ailenin tek oğlu, evli, bir evlat babası, altında arabalar, çevresinde insanlar… Ama şimdi tek başına, buz gibi, tanımadığı insanlarla dolu loş bir odada, geçmeyen zamana inat, neden burada olduğunu düşünüyordu.
………
Yaz günü bahçeye, kışın pencere kenarına kurulurdu sofra. Her zaman biraz peynir, mevsimine göre meyve, biraz domates-salatalık ve sofranın vazgeçilmezi rakı.
Babasının içkiyi doldurmasına, sonra onu su katmasına, rengin hızla şeffaftan beyaza dönmesine hayranlıkla bakardı. “Gel yanıma gel. Erkek adam, annesinin dizinin dibinde oturmaz” Önceleri babasının her çağırışına korkarak cevap verip yandaki küçük odaya kaçarken; sonra yanına oturmaya, kendi tabağına yiyeceklerden almaya başladı usulca.
Evin geleni gideni bitmezdi hiç. Babanın zengin iş çevresi, evde yapılan küçük iş toplantıları, senet almaya gelen gidenler, komisyon karşılığı çek kırdıranlar….
Evde sofra kurdurmadığı zamanlarda, mutlaka dışarı, içmeye giderdi babası. Dışarıda çalgılı-içkili eğlence mekanlarından gelecek beyefendi, cam kenarına oturmuş anne-oğul tarafından saatlerce beklenirdi. Canım kenarına başını dayayıp uyuduğu çok gece olmuştu. Bu masum uykular, eve içkili gelen babadan dayak yiyen annenin “vurma n’olur vurma” diyen çığlıklarıyla bozulmuştu her defasında.
Yaşıtları, bir yerlerde çalışırken babası onu, orta okula yazdırmıştı. Ama başarılı bir öğrenci olduğu söylenemezdi. Hatır gönül, karnedeki kırıkları düzeltmeye yetse de, diploma almaya yetmedi maalesef. Orta okul terk, agresif, paralı, etrafından asalakları eksik olmayan bir genç olarak, hayatın içine atılıverdi.
Ne olduğunu anlamadan başladığı bu yolculukta, “bak falancanın oğluna, nasıl zengin oldu; bak filancanın oğluna nasıl okudu, bak bilmem kim amcanın çocuğu yurtdışından ne bağlantılar kurdu…” cümleleriyle isyan eden beynine bir de aşkın sarhoşluğu aktı. Oturduğu semtin en güzel kızına abayı yaktı. Nasıl olduğunu anlamadan, kendisini sabaha kadar arabanın içinde, kızın kapısında bulmuştu. O güne kadar kırıp döktüğü arabalar, giriştiği kavgalar, başlayıp sonunu getiremediği tüm işler geride kalmıştı. Şimdi sadece yeşil gözler ve onun işe gidip gelme saatleri vardı hayatında.
Bol para, hızlı hayat, serseri arkadaşlar… Bu arada çocukken babasının kurduğu sofraları şimdi kendisi kurmaya başlamıştı. İçkinin her türlüsü hızla tüketilirken; ticarette dala vereler, tahammülsüzlükler, karşılıksız çekler, kavgalar, namının alıp yürümesine yetmişti bile. Birkaç yıl içinde babasından çok tanınır olmuştu.
Evlendi.. Hem de nasıl!. Daha evlendikleri gün kız ve erkek tarafı birbirine girip bir daha yüz yüze bakamayacak hale geldi. Ama sonra, paranın sıcaklığı birbirlerine sarılıp öpmeye yetti. Evet çok paraları vardı. Şimdi başka bir semtte, zengin bir hayat yaşıyorlardı. Ama kavga gürültü hiç bitmiyordu. En küçük bir olay, baba-oğlunu birbiri ile kavga etmesine hatta birbirlerine silah çekmesine yetiyordu. Baba oğul arasındaki kavga, iki bardağın yanlış yere konmasından başlayan gelin-kaynana tartışmalarına, sonra karı-koca geçimsizliğine ve en nihayetinde dayak yiyen, yerlerde sürünen kadınların günlerce birbirleriyle konuşmamasına dönüşüveriyordu. Bu ortamda bir de bebek büyütüyorlardı. Umutla, her şeyi düzeltir diye, sarılıp öperek, sanki mutluluğu içine çeker gibi koklayarak.
En büyük kavgaları baba-oğul yapsa da, oğlun başı her sıkıştığında ilk yardımına koşan, sağa sola para saçıp onu kurtarmaya çalışan da yine babası oluyordu. Çünkü babası için sevmek, sahip olduğu parayı kendince gerekli olduğu yerde verebilmekten başka bir şey değildi.
Yıllar böyle sürdü gitti. Silahların yerini silahlı çeteler; içkinin yerini uyuşturucu aldı. Dayaktan nasibini alanlar sokaktakilerden çok evdekilerdi artık. Çünkü aranıyordu. Evden dışarı çıktığı an yakalanacağını biliyordu. Gittikçe psikopat olmuştu. Dünyada en çok sevdiği evladını bile gözü görmüyordu artık. Herkes onun düşmanıydı. Herkes ondan bir şeyler almak için yanaşıyordu. Gerçek dostu yoktu. Ona göre sırtını dayayacağı bir duvar kalmamıştı.
Evden dışarı çıkamıyor, bu yüzden de çalışamıyordu. Babasının eline bakar olmuştu. Onun ihsanları olmasa ne yaparlardı…?
Bir gün, parayı elinde tutan, suyun başındaki, kasa.. siz ne derseniz deyin, hayata veda ediverdi. Hem de kavgalar, kinler, tartışmalar bitmeden. Geride kocaman bir çaresizlik kalmıştı. Her başı sıkıştığında kapısı çalınan, bayramda-kandilde barışıp tüm yıl dargın yaşanan baba artık yoktu.
Babası öldüğünde cenaze namazına gidemedi. Uzaktan izledi olanı biteni. Camiye yakın bir arkadaşının evinde, pencerenin kenarından. Gözyaşlarını perdenin arkasına saklarken yaşadığı pişmanlık, başka hiçbir şeye benzemiyordu. Keşke hayata yeniden başlayabilsem diye düşündü. Annesinin dizinin dibinde onunlar oyunlar oynadığı, babasını, başını yasladığı camın kenarında beklediği günlere. İşte yine bir pencere dibindeydi. Ama bu defa babası gelmemek üzere gidiyordu. Onu bir daha göremeyecek, hakkını helal et diyemeyecek, sarılamayacak, beni affet diye ellerine kapanamayacaktı.
Hızla çıktı evden. Arkadaşının arabasını aldı ve aynı hızla doğduğu eve doğru yol almaya başladı. Bastıkça basıyordu gaza. Acelesi vardı. Geçmişle hesaplaşması gerekiyordu. Ama bu hız fazla sürmedi. Yol kenarındaki polis, bu telaşlı sürücünün ehliyetini sormaya kararlıydı. En korktuğu olmuştu işte. Polis çevirmesi, isim-soy isim araması, sahte kimlik…. “bizimle merkeze gelmeniz gerekiyor beyefendi”
Geride yüklü bir miras bırakarak çıkmıştı hayatlarından babası. Miras yüklü, kalanlar sorunlu olunca ne olursa, onların başına da o geldi. Aile hızla koptu birbirinden. Herkes bir yerlere dağıldı. Çocuk eğitim için yurtdışına, anne küçük evlerden birisine, eş bunca yılın psikolojik baskısından sonra hastaneye ve O…. Kendisi için çok yakın gibi görünse de, hep aklından uzak tutmaya çalıştığı bu yere, hapishaneye gelmişti.
Artık sırtını dayayabileceği bir duvar vardı: Hapishanenin nemli, üzeri yazılar-çizgilerle dolu duvarı. Şimdi tek umudu, yarı açık bir cezaevine nakledilmesiydi. Oğlu yurtdışında olduğu için uzun süredir göremiyordu. Ama onun adına mutluydu. En azından şu sıkıntılı günlerde kendi hayatı için bir şeyler yapabilen birileri vardı.
Babasını hatırladı. Onu zorla oturttuğu içki sofralarını, küçücükken ağzına tutuşturduğu sigarayı, eline verdiği tabancayı düşündü. “Sen erkeksin elinde silah olacak her zaman” Şimdi bu erkeğin annesi hasta, bir başına, küçük bir evde, komşuların yardımıyla yaşamaya çalışıyor; karısı, bir hastane odasında geçmişi unutabilmek için mücadele veriyordu. Oğlu ise yeni bir hayat kurmak için vatanından ayrılmak zorunda kalmıştı.
Oğlunun kokusunu duydu içinde. Küçücükken ona sarılıp “baba kızma anneme, ona vurma” diyen oğlunun kokusunu. Sahi bu çocuk oğlu muydu, yoksa kendisi mi? Şaşırdı birden derinlerden gelen ses, karşısında ağlayan kadın… karısının sesi miydi bu, yoksa annesinin sesi mi?
Hülya Düzgün
Kayıtlı
» вєпi göгмєк dємєк illє уüzüмü göгмєк dєğildiг. вєпiм düşüпcєlєгiмi , вєпiм dυуgυlαгıмı αпlıуoгѕαпιz вυ уєтєг. «
Yazdır
Sayfa: [
1
]
Yukarı git
« önceki
sonraki »
PlatforyuM
»
GENEL KÜLTÜR
»
Masallar ve Hikayeler
»
Konu:
Bu Kimin sesi ?