Gönderen Konu: Yok mu Allah'a 'Güzel Borç' Verecek?  (Okunma sayısı 145 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Zilal

  • Global Moderator
  • Uzman Üye
  • *
  • İleti: 1.442
  • Teşekkür Sayısı 7
  • Cinsiyet: Bayan
Yok mu Allah'a 'Güzel Borç' Verecek?
« : Kasım 27, 2010, 04:09:18 ÖS »
Lütfen Yan Taraftaki +1 İşaretine Tıklayıp Konuyu Beğeniniz...
Verdiğinin kat kat fazlasının kendisine ödenmesi için, Allah'a güzel bir borç verecek yok mu? Darlıkta veren de bollukta veren de Allah'tır. Sadece O'na döndürüleceksiniz.




Bakara suresinin 245. ayeti indirildiğinde, müşrikler Hazreti Muhammed (S.A.V.) ile dalga geçip “Muhammed’in tanrısı güçsüz ve fakirdir. Çünkü Müslümanlardan açık açık borç istiyor.” derler. Bunun üzerine Peygamberimiz inanan ve inanmayanlara Allah’a borç vermenin ne olduğunu anlatmaya başlar...


Asırlar önce birçok ayette Allah’a borç vermenin faziletleri ve insana kazandıracakları anlatılsa da, günümüzde ne yazık ki unutulmaya yüz tutan önemli bir konu, Kur’anî tabirle karz-ı hasen... Ki çok duyuyoruz en küçük ihtiyaçlarını bile karşılayamadığı için bunalıma girenleri, çocuğunu tedavi ettiremeyen gözü yaşlı anaları, konu komşunun gözü önünde evine icra gelenleri, kış ortasında yuvasından atılanları ve bir anda iflas edenleri… Bunlar hayatın içinde. Peki, gözlerimizin önünde bunca olumsuzluk yaşanırken ‘ah, vah’ etmekten öte ne yapabiliyoruz?


Artık tüm dünya tüketmeye endeksli. Her şeyin daha iyisine, daha özeline, daha güzeline sahip olmak istiyoruz. Var gücümüzle bu amaca yönelik çalışıyoruz. Yardımlaşmayı ibadet kabul eden bir dine inansak da hedefe bu kadar kilitlenmişken mazlumların, ihtiyaç sahiplerinin sesini pek duyamıyoruz. Ya da “Ben ay sonunu zor getiriyorum, kimseye yardım edemem.” diyoruz. İsraf ettiklerimizi, ‘yarın lazım olur’ ya da ‘arabanın modelini yükseltmem gerek’ diye biriktirdiklerimizi hesaba katmadan...


Oysa insanoğlunun en temel ihtiyaçlarından biri, ölümsüzlük duygusunu tatmin etmek ya da uyuşturmak. Batı dünyası çok çalışarak ve bol bol eğlenerek kendini uyuşturuyor. Çünkü bir insanın öleceğini bile bile rahat yaşaması normal şartlar altında mümkün gözükmüyor. Oysa insan dünyaya geldiği andan itibaren ölmek için yeterince olgun. İçimizde ölüm gibi bir bombayla doğuyoruz. Her an patlayabilir ve dünya hayatımız bitebilir. Bu hâldeyken nasıl kendimizi iyi hissedebiliriz? Güven duygumuzu bir şekilde beslememiz gerekiyor. Bunun yolu da kazanmak, biriktirmek ve bir şeylere sahip olmaktan geçiyor. Böylece kendimizi daha güçlü ve güvende hissediyoruz. Batı felsefesine göre insanlar ancak alarak kazanıyor. Doğu felsefesine göre de vererek... Zira inananlar; asıl paylaştıklarının gerçekten ona ait olduğunu, olacağını ve verdiklerini çok sağlam bir hesaba yatırdığını, bir daha bunu kimsenin kendi elinden alamayacağını biliyor. Üstelik verdiği şey öyle büyük bir kârla çalışıyor ki dünyadaki hiçbir finans kurumunun veremeyeceği kadar. Hasılı tüm bu cümleler karz-ı hasenin varoluş felsefesini açıklıyor.

 

Asırlar önce birçok ayette Allah’a borç vermenin faziletleri ve insana kazandıracakları anlatılsa da, günümüzde ne yazık ki unutulmaya yüz tutan önemli bir konu, karz-ı hasen...


Psikiyatrist Dr. Hamdi Kalyoncu, “Allah için borç vermek… Karz-ı Hasen” isimli kitabın yazarı. Bu alanda yazılmış ilk ve tek eser onunki. Dr. Kalyoncu, unutulmaya yüz tutmuş bu güzel emri, değeri hem ayrıntılarıyla anlatmış hem de “Karz-ı haseni hayatımıza nasıl geçirebiliriz?” diyenler için özel bir proje hazırlamış. Bu vesileyle “Faizsiz verilen borç” anlamına gelen karz-ı haseni ayrıntılarıyla hep beraber öğrenelim…


Dr. Kalyoncu, araştırmalarından yola çıkarak “İlgili ayetler inmesini müteakip Müslümanların ihtiyacını karşılayabilecek böyle bir kurum ortaya konmamış.” diyor. Önemli bir iddiası var: “Karz-ı hasen toplumu güvence altına alacak kurumsal bir emirdir, sosyal güvenliği ve ekonomik hayattaki kredi ihtiyacını karşılayabilecek potansiyel bir güce de sahiptir.”


“Karz-ı hasende işleyiş nasıl?” derseniz; bir kişi sizden borç istiyor. Sizin de kenarda beklettiğiniz paranız var. Ona faiz istemeden veriyorsunuz. Aranızda bir anlaşma yapıyor (günümüzde çek-senet buna örnek), paranın geri ödenme zamanını belirliyorsunuz. Zor durumdaki kardeşiniz yanlış kapılar çalmıyor. Onun imdadına bir müminin karz-ı haseni yetişiyor, kat be kat ‘gerçekten’ kazanıyorsunuz. İşleyiş çok basit gibi görünse de belirli şartları, yapılış şekli ve önemle üzerinde durulması gereken ayrıntıları var.


Bir kişinin çalışıp kazandıklarını sırf birinin işi görülsün diye çıkarıp vermesini istemek, ilk etapta insana garip gelebilir. Fakat biraz düşündüğünüzde konunun bireysel ve toplumsal anlamda birçok yararının bulunduğunu anlamamak imkânsız. Dr. Hamdi Kalyoncu, konuyu biraz daha netleştiriyor: “Bir kişinin kazandıklarından ihtiyaç sahiplerine vermesi, onların sıkıntılarını gidermesi ve bunun karşılığında ölümden sonraki hayatla alakalı umutlar beslemesi bir anlamda inancına bağlılığını gösteriyor, samimiyetini test etmesini sağlıyor. Eğer bunu başarabilirse gelecek hayatla ilgili kaygıları azalıyor, psikolojik kazanç elde ediyor. Dünyanın geçici imkânlarını amaç değil, araç yapıyor. İnsanlar arasında sevgi, merhamet, yardımseverlik gibi güzel duygular ortaya çıkıyor. Fakir ve zenginler arasında kin ve hasedin gelişmesi önleniyor. Zenginde hırsı, fakirde de mülkiyet düşmanlığını engelliyor. Faiz, karaborsacılık, tekelcilik gibi haramların da önü kapanıyor.”


AYETLER DE KARZ-I HASENİ
İŞARET EDİYOR
“Kim Allah’a güzel bir ödünç verecek olursa Allah da onun karşılığında kat kat verir ve ayrıca onun çok değerli bir mükafatı da vardır. (Hadîd suresi, 11)”, “Mallarını Allah yolunda hayra verip de  sonra başa kakmayan, alanların gönlünü kırmayan (onlara iyi davranan) kimselerin Allah katında kendilerine has mükafatları vardır. Onlara korku olmadığı gibi onlar üzülmeyecektir. (Bakara suresi, 262)”, “Göklerin ve yerin mirası Allah’a ait olduğu halde, size ne oluyor da Allah yolunda mallarınızı harcamıyorsunuz? (Hadîd suresi, 10)”, “Eğer Allah’a (rızası uğruna) ödünç verirseniz Allah onu sizin için kat kat artırır ve sizi bağışlar. Allah çok mükâfat verendir, ceza vermekte acele etmeyendir. (Teğabûn suresi, 17)”…


Kur’an-ı Kerim’de bu ve benzer birçok ayet, karz-ı hasen verecek Müslümanlara hem müjde veriyor hem de karz-ı hasenin nasıl yapılması gerektiğine dair uyarılarda bulunuyor. Buna göre; erkek-kadın herkes borç vermek için teşvik ediliyor, borç vermek namaz ve zekatla birlikte zikrediliyor, fakirlikten ve darlıktan korkmadan verin deniyor, kendisi ihtiyaç içinde olanların da yine ihtiyaç sahiplerine yardım etmesi gerektiği söyleniyor. “Yaptığınız hayır kendinizindir” mesajı veriliyor, Allah’ın hiç sevmediği cimrilikten kurtulmak için de karz-ı hasen öneriliyor, Allah yolunda harcayanların kat be kat kazanacağı anlatılıyor ve ‘infak etmek için ölümü beklemeyin’ deniyor.


Peygamberimiz de güzel borç vermeyi her zaman övüyor ve inananları da hayatı boyunca bu konuda teşvik ediyor. Hatta borç vermenin sadakadan daha üstün olduğuna Hz. Enes bin Mâlik’in (R.A) rivayet ettiği bir hadisle dikkat çekiyor: “Bir adam cennete girdi. Kapısında şöyle bir yazı gördü: ‘Verilen sadakanın karşılığı on sevap, verilen ödünç paranın karşılığı ise on sekiz sevaptır.’ Ben de neden ödünç para sadakadan üstündür diye Cibril’e sordum. Bana şöyle cevap verdi: Dilenci dilenirken yanında para bulunabilir. Ama ödünç para isteyenin mutlaka bir ihtiyacı vardır da onun için istemiştir.” Abdullah İbn-i Ömer’den (R.A) rivayet edilen başka bir hadis de şöyle: “Duasının kabul edilmesini ve sıkıntısının giderilmesini isteyen, sıkıntıda olan borçluya yardım etsin.”


Kur’an-ı Kerim’de ve hadislerde sıklıkla değinilen karz-ı hasenin hükmünün de bilinmesi gerektiğini anlatıyor Dr. Hamdi Kalyoncu: “Öyle durumlar var ki bu hâllerde borç vermek değil, vermemek gerekiyor. Hatta bu sakıncalı durumlara rağmen borç vermenin verene sorumluluk getireceği anlatılıyor. Mesela arkadaş bana ‘Paran var mı?’ diye soruyor. Öyle değil, “Bana verecek paran var mı?” diye sormak lazım. Paranın ne için kullanılacağı çok önemli.”


İHTİYACI MEŞRU OLANA BORÇ
VERMEK VACİP HÜKMÜNDE!
Karz-ı hasenin hükmüne göre; her borç isteyene vermek gibi bir mükellefiyet yok. Aksine istenen paranın nerede ve ne için kullanılacağı konusunda borç verenin sorumluluğu var. Kişi içki içmek, kumar oynamak, zina yapmak için istiyorsa verilmemesi gerekiyor. Aksi hâlde veren kişi bırakın sevaba girmeyi, bu günahın sorumluları arasında yerini alıyor. Ancak kişinin ihtiyacı meşru ise borç vermek de vacip hükmünde!


Karz-ı hasen’de borç, belli bir zaman sonra geri ödeme koşuluyla veriliyor. Fakat ihtiyaçlı kişi vakti geldiğinde parayı iade edemiyorsa karz-ı hasen sahibi onu sıkıştırmamalı, sabırla beklemeli deniyor. Bakara suresi 280. ayet durumu şöyle özetliyor: “Eğer borçlu darlık içinde bulunuyorsa, ona geniş bir zamana kadar süre tanımak lazımdır. Eğer veremeyeceğini bilirseniz alacağı bağışlamanız sizin için daha hayırlıdır.” Bir başka hadiste de Allah Resulü, “Kim güç durumda olan borçluya mühlet verirse; her gün mühlet verdiği kadar bir sadaka sevabı alır.” diyor. 

 

Bir de borç verene dünyevi açıdan menfaat temin eden her türlü karz yasaklanmış dinimizce. Mesela borç veren, “Borcunu öderken bir yemek ısmarlarsın” dese, sırf bu sebeple karz-ı haseni kabul edilmiyor. Hadislere ve İslam âlimlerine göre; bu faizdir ve haramdır. Çünkü verdiğinin aynısını alması gerekir. Yemek fazlalıktır.

 

Bir de karz-ı hasende alınan borcun ödenmesiyle alakalı önemli ayrıntılar var. Borcun vadesinde ödenmesi en güzel olanı. Peygamberimiz, “Zenginin borcunu erteleyip vadesinde ödememesi zulümdür.” diyor. İstemesine rağmen ödeyemeyenler için de niyetin önemli olduğuna dikkat çekiliyor Ebu Hureyre (R.A.)’nin rivayet ettiği bir hadiste: “Bir kimse ödemek niyetiyle borçlanır, borcunu ödemeden ölürse, Allah onun borcundan vazgeçer ve istediği bedeli vererek alacaklılarını razı eder. Buna karşılık gönlünde ödeme niyeti olmaksızın borçlanan kimse, borcunu ödemeden ölürse Allah ondan alacaklıların hakkını alır.”
 
“Allah’a güzel borç verme”de pratik bir teklif:  Karz-ı hasen Yardımlaşma Sandığı
Dr. Hamdi Kalyoncu, “Madem ki Allah’tan gelen bu ilahi mesaj bir mutluluk reçetesidir, öyleyse bunu dertlere derman edecek şekilde, imkânlar ölçüsünde hayata geçirmeliyiz. ‘Buraya kadarki bilgi malzemesinden pratik bir ürün çıkarılabilir mi? Büyük çapta değilse bile arkadaş, eş-dost, akraba gibi küçük topluluklarda bir uygulama yapılamaz mı?’ dedik ve samimi arkadaşlarımla bir araya gelerek nasıl bir sistem kurmamız gerektiğini düşündük. Sonucunda 5 yıl önce yardımlaşma sandığımızı kurduk. Bu zamana kadar birçok kişiye karz-ı hasen verdik. Vererek nasıl biriktirileceğini, huzur bulunacağını yaşayarak gördük. Anladık ki aldıklarınızla ezilir, yediklerinizle ağırlaşır, yedirdiklerinizle hafifler, verdiklerinizle yücelirsiniz.” diyor. Karz-ı hasen Yardım Sandığı yönetmeliğini de şöyle açıklıyor:
 Karz-ı hasen sandığının teşekkülü: Bu sandık bir ya da birkaç kişinin veya grubun sandık için belli bir süre veya süresiz ayıracakları paralardan teşekkül eder. Bu paralar koyanlarındır. Sadece bir süre kullanmak üzere vermişlerdir. Hibe edilmiş değildir. Taahhüt edilen zaman dolunca paralarını geri alacaklardır.


 Sandık için ayrılan paranın muhafazası: Paralar gerçek sahiplerinde kalır. Ortak bir kasada tutulması söz konusu değildir. Sandığın hesapları yönetim merkezlerinde tutulacak fakat paralar herkesin kendinde kalacaktır. Kullanıma hazır şekilde bekletilen parayı kişi hiçbir şekilde harcayamaz. Her an gelebilecek borç talebine hazır olmalıdır.


 Borç verilen para karşılığında belge alınması ve belge muhafazası: Borcun verildiği kişiden senet alınır. Senedin kefili, şahitleri ve vadesi belli olmalıdır. Alınan senet, para ödendiğinde geri verilmelidir. Senet parayı veren kişi tarafından muhafaza edilir.


 Borç verilecek kimselerde aranacak özellikler: Gerçek ihtiyaç sahibi olmalı, parayı kullanacağı alan zaruri ihtiyaç sınıfına girmeli, parayı harcama ihtimali bulunan bir kötü alışkanlığı bulunmamalı, dürüst ve çalışkan olmalı, alacağı parayı zamanında ödeyeceği hususunda inandırıcı olmalı, sağlam kefili bulunmalı.


 Sandık için taahhüt edilen paranın kullanım alanları: Sağlık problemleri olanlara, borçlulara, ölen birinin borcunu ödemek için, ticari sıkıntısı olanlara, ev almak isteyenlere (hiç evi yoksa), evlenmek isteyenlere, iş kurmak gibi zaruri ve hayati ihtiyaçları olanlara, evine, iş yerine haciz gelenlere, cenaze masrafları için ihtiyacı olanlara.


 Sandık Yönetim Kurulu’nun oluşturulması ve karar mercii: Sandığa katılan kişiler en az üç kişi olmak şartıyla bir sandık kurulu oluşturur. Onların görevi, kimlere ve ne kadar borç verileceğini, kimin adına senet düzenleneceğini belirlemek ve geri ödemeleri takip etmektir. Yönetimde bulunanlar kendilerine ve birinci derece akrabalarına sandıktan para kullandıramaz.   
 Borç talebinin değerlendirilmesi: Kurul gelen talepleri değerlendirirken şu hususları göz önünde bulundurmalı: İhtiyaç sahibi, gereken özellikleri taşıyor mu? Gerçek ihtiyaç sahibi mi? Ne kadar borç para verilecek? Ne zaman geri ödeme yapılacak? Sandık üyelerinden kimin ya da kimlerin parası kullanılacak? Senet usulüne uygun düzenlendi mi? Gönderilecek paranın sahibine haber verildi mi? Parayı veren kişi senedi alıp kendi kasasına koydu mu?


 Kayıt tutma: Sandık kurulu, alınması gereken bilgileri standart hâle getirip üye zarflarının üzerine yazmalı. Üyelerin ne kadar parayı karz-ı hasene ayırdıkları, paranın miktarı, cinsi, ne kadar süreyle sandıkta kalacağı, halen kullanımda olup olmadığı, kullanımda ise kime verildiği ve geri ödeneceği tarih, borçlunun-kefillerin ad, adres ve telefon numaraları. Sandık karar kurulunun kayıtlarına gelince; onlar da sandığı oluşturanlarla ilgili bilgileri bir kütüğe toplar. Burada üyenin adı, adresi, telefonu, ne kadar para ayırdığı, kullanım tarihi sonu, borç vermek istediği kişide aradığı ihtiyaç önceliği, katılımcının parasını kullanan kişi ve kefillerin iletişim bilgileri, geri ödeme tarihi, kabul edilen yıllık risk yüzdesi bulunur.


 Bir kişinin para kullanma süresi ve kullandırılacak azami miktar: Buna sandık kurulu karar verir. Süre üç-altı ay olabilir. Bir kişiye kullandırılacak para sandık için taahhüt edilen toplam paranın yüzde 5 ya da 10’unu geçemez gibi.
 Kullanım süresini uzatma: Eğer geri ödeyecek kişi paranın tamamını ödeyemiyorsa; verdiği kadarı alınır. Kalan miktar için yeniden senet düzenlenir. Borcunu hiç veremiyorsa kurul geri ödeme süresini uzatır.
 Kullanım alanı: Üyeler sandığa verdikleri paranın öncelikli kullanım alanlarını belirtebilir. ‘İcra gelenlere, sağlık sorunu yaşayanlara’ gibi…


 Risk payı: Sandıktan borç alanların bazıları hiçbir imkân bulamadıkları için ya da ölüm gibi bir sebeple aldıkları parayı veya bir kısmını ödeyemeyebilirler. Bu durumda borç veren kişinin parası sandığa katılan tüm üyelerden belli oranda kesilerek karşılanmalıdır. Böylece hem kimsenin parası zayi olmaz hem de kimse karz-ı hasen fırsatından geri kalmaz. Çünkü kişiler buraya paralarını bir süre verip kullandırdıktan sonra almak üzere katılıyor. Risk payı bunun için baştan tespit edilmelidir. Böyle bir durum yaşandığında; katılan herkes bir başkasının parasını tamamlamak üzere parasından belli bir yüzde vermeyi kabul etmelidir. Mesela üyeler paralarının yüzde 5-10 gibi kayba uğrayacağını en baştan deklare etmelidir. Kimse “Senin paran gitti, ne yapalım!” dememelidir.


 Geri ödemelerin takibi: Borç senetlerinin geri dönüşümünün takibi sandık kuruluna aittir. Ödeme tarihi gelen kişiye ödeme gününden önce haber verilip hatırlatılır. Para döndüğünde; merkezdeki yönetim defterine paranın geri geldiği, tekrar dönüşüme geçebileceği yazılır. Her ay yönetim kurulu bilgilerini günceller.


 Hukuki işlemler: Alınacak borcun kasıtlı şekilde geri dönüşümünün gerçekleşmemesi durumunda sandık kurulu hukuki işlemleri yürütür. Parasını vermiş kişi borçlu ile hiçbir zaman muhatap edilmez.
 Dönmeyen paranın yerine konması: Ölüm, iflas gibi gerekçelerle geri dönüşümü olmayacak para hak sahibine tüm üyelerin risk payından iade edilir. Bu riskin tüm üyelere eşit şekilde yansıtılmasını yönetim kurulu ayarlar.


TÛBA KABACAOĞLU
Aksiyon Dergisi 829. Sayı

» вєпi göгмєк dємєк illє уüzüмü göгмєк dєğildiг. вєпiм düşüпcєlєгiмi , вєпiм dυуgυlαгıмı αпlıуoгѕαпιz вυ уєтєг. «