Gönderen Konu: Aydın  (Okunma sayısı 1895 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı YAZGÜLÜ

  • PlatforyuM Star Grubu Üyesi
  • *
  • İleti: 9.562
  • Teşekkür Sayısı 60
  • Cinsiyet: Bayan
  • Sözün bitttiği yerde,noktanın konduğu yerdeyim..
Aydın
« : Mayıs 26, 2009, 11:22:39 ÖÖ »
Lütfen Yan Taraftaki +1 İşaretine Tıklayıp Konuyu Beğeniniz...
Aydın'ın Tarihçesi

Aydın, Traklar tarafından ele geçilerek yeniden yapılan Tralles kenti üzerine kurulmuştur. Tralles mamur “çiçekli” , “kuvvetli” sıfatlarıyla anılmıştır. Şehir depremle yerle bir olunca imparator Andronik şehri yeniden düzenlenmiş ve Andropolis adını vermiştir. Selçukluları’ ın yönetimine geçtikten sonra şehrin isminin Aydın Güzel Hisar olduğu görülür. Osmanlılar zamanında ise şehir “Kana-i Güzel Hisar der Liva-i Aydın”, "Nefs-i Güzel Hisar der Liva-i Aydın” ve Aydın ili olarak adlandırılmıştır.


Aydın ilinin tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte bölgede yapılan araştırmalarda, bulunan prehistorik izler şehrin insan oğlunun yerleşik düzene geçtiği dönemlerde kurulduğunu göstermektedir. Araştırmacıların Ege ‘de ve Orta Anadolu’da yaptıkları incelemelerde, Aydın’ın ilk tarihi bilgilerine Hitit kaynaklarında rastlandığı açıklanmaktadır.


Hitit kaynaklarına göre, batıda “Seha” adında bir ırmaktan ve onun suladığı bir vadiden bahsedilmektedir. Bu hiç kuşkusuz Büyük Menderes’tir. Seha’nın kuzeyindeki topraklara ise “Lukka” ülkesi diyorlardı.Yine batıda ise yeri belli olmayan “Ahiyyawa”dan söz edilmektedir. Lukka sözcüğünün daha sonra güneydeki Teke Yarımadası’na yerleşecek olan Likyalılarla ilişkili olduğu açıkça anlaşılmaktadır. İ.Ö.1340 VE 1309 yılları arasında hüküm sürmüş olan Hitit Kralı 2. Mürşil ‘in yıllıklarına ve diğer Hitit kaynaklarına dayanarak Apasa’nın,Efes, Milavanda’nın Milet, Pariyana’nın Prien, İlyalanda’nın Alinda,Walivanda’nın Alabanda,olduğunu öğreniyoruz. Karacasu ilçesindeki Afrodisias’da durum daha da ilginçtir. Afrodisias’ın daha önceki adının Ninoe olduğunu öğreniyoruz. Bu isim, buranın Mezopotamya ile ilişkili olduğunu açıklıyor. Bu kente ait Aprodisias tapkısındaki tanrıçanın tıpkı Efes Artemis’i gibi ana tanrıça karakterli olması, bizim bu topraklarda yerleşen ilk uygarlıklar coğrafya olarak Mezopotamya’ya tarih olarakta Anadolu’nun Neolitik çağlara jadar uzanan Ana Tanrıçatapkısına bağlamamızı zorunlu kılıyor.


Daha sonra Ege kıyılarına gerek deniz yoluyla, gerekse doğudan ve kuzeyden gelen kavimler bu yöreyi istila etmeleri sonucu yörede değişik medeniyetler gelişti. İ.Ö.7-8.y:y’ da Batı Anadolu’ya Trakya’dan göç eden kuzey kavimleri, İç batı Anadolu ve Menderes Vadisi’ne kadar yayıldılar. Nysa, Magnesia gibi kentleri bu boyların kurdukları ve daha önceki adı Atria olan Aydın’ı da onardıkları kabul edilmektedir. İ.Ö.400’de ise Spartalılar Aydın ve yöresini Perslerden geri almaya çalıştılar ama başaramadılar. İ.Ö.334’de ise Büyük İskender tarafından alındı ve üs olarak kullanıldı. İ.Ö. 190’da Roma İmparatorluğu tarafından Bergama Kralı Eumenes’in yönetimine bırakıldı.

Neron döneminin sonuna kadar “Ceasarec” adıyla anılan Aydın, İ.S.1.yy. da “Tralles” adıyla anılmaya başlandı. Malazgirt Savaşı’nı (1071) izleyen yıllarda Türklerin eline geçenbölge, 11.yy. Başlarında 1.Haçlı Seferileri’nin ardından Bizanslılar tarafından geriye alındı.

1280 yılında Menteşe bey tarafından zaptedildi. Menteşe Bey’in egemenliğinde kalan kent daha sonra Menteşe Bey’i öldüren Aydınoğlu Mehmet Bey’in eline geçer. 1425’de 2.Murat tarafından kesin olarak Osmanlı topraklarına katılan kent Anadolu eyaletine bağlı bir kültür merkezi olan 16.yy. Sonlarından başlayarak ayaklanmalara sahne oldu. 1811’de İzmir, Saruhan (Manisa), Menteşe (Muğla), Antalya, Isparta sancaklarını kapsayan eyaletin merkezi oldu. Eyalet merkezi (1857) İzmir’e taşındıysa da bu yönetim birimini adı Osmanlı Devleti’nin sonuna kadar “Aydın” olarak kaldı. Anadolunun ilk demir yolu Aydın-İzmir arasında yapılıp işletmeye açıldı. 27 Mayıs 1919’da Yunanlılar tarafından işgal edilen kent, 30 Haziran 1919’da geriye alındı. Tekrar işgal edilen kent 07 Eylül 1922’de kurtarıldı.

Gerçek anlamıyla bir harabe olan kent Cumhuriyet idaresine geçer. Aydın ilinin yaralarının sarılması ve geliştirilmesine ilk günlerden itibaren özen göstermiştir. Türk ulusu’nun büyük önderi Atatürk 1924, 1931, 1937 yıllarında yöreyi ziyaret ederek, yöreye verilen önemi belirtmiştir.

Aydın İlinin Coğrafyası;



Aydın ili Ege Bölgesinin güney bölümünde yer alır.Batı-Doğu doğrultusunda uzanan Büyük Menderes vadi tabanı, yer yer genişleyip daralarak il toprakları boyunca uzanır.Kuzeyde Aydın dağlarının ovaya bakan yamaçları güneyde Dandalas çayı, Akçay ve Çine çayının vadi tabanları ile bu vadiler arasında yer alan Karıncalı, Madran ve Beşparmak dağ kütlelerinin büyük bölümleri de Aydın ili sınırları içine girer.Büyük Menderes vadi tabanı ve her iki yanında uzanan dağlar batıda Ege Denizinde son bulur. İl toprakları, kuzeyden İzmir, Manisa doğuda Denizli, güneyde Muğla illeri ile çevrilidir.Aydın ili 37-38 kuzey enlemleri ile 27-29 doğu boylamları arasında yer alır.İlimizin yüz ölçümü 8007 Km2 dir.



Dağlar;



Büyük Menderes vadi oluğunun kuzey ve güneyinde birbirlerine bazen yaklaşan bazen uzaklaşan iki dağ sırası yer alır.Kuzeydeki bu dağların sıraları Dinar yakınlarından başlayarak Ege Denizinde son bulur.300 Km kadar uzunluktadır.Aydın Dağları genel adını alırlar.Kolayca aşınabilen kütlelerden oluşmuş bu dağlar dar ve derin vadilerle parçalanmıştır. Bu derin vadilerin tabanlarında genellikle kuruyan sel yataklarının çakılları görülür.Yamaçları ve vadiler zeytinlikler, daha yukarıları ormanlarla kaplıdır.Büyük Menderes ve Küçük Menderes vadisi arasında bir duvar gibi uzanırlar.Yükseklikler çok olmamasına rağmen geçit vermezler.Bu nedenle Aydın-İzmir Karayolu ve Demiryolu bu dağların eteklerini izleyerek Ovacık ve Gümüş Dağı arasındaki vadiden Selçuk'a ulaşır.

Aydın Dağlarının yer yer yükselen tepeleri Horsunlu'nun kuzeyinde Karlık 1732m, Kuyucak'ın kuzeyinde Karadağ 1353 m, Nazilli'nin kuzeyinde Oyuk dağı 1460m, Sultanhisar'ın kuzeyinde doğusu dik kayalıklardan oluşan Malgaç 1343 m.Bunlar Aydın üzerinde yeniden yükselerek Cevizli Dağlarını meydana getirirler. Bunlardan Üçkoz Tepesi 1446 m.ye ulaşır.Cevizli dağlarından sonra alçalarak Ortaklar yakınında geçit verirler ve güney batıya yönelirler.Bu sırada Gümüş Dağı 1020 m.dir.Yeniden bir yay çizerek batıya doğru uzanan Samson Dağları bir yarımada yaparak Dipburun'da denize ulaşırlar. Samson Dağlarının en yüksek tepesi 1229 m.dir.

Büyük Menderes nehrinin güneyindeki dağlar yer yer büyük vadilerle yarılmış kütleler görünümündeki Dandalas Çayının doğusunda Babadağ'ın yamaçları yükselmeye başlar.Bu dağın doruğu 2380m.dir ve Denizli İl'i sınırları içindedir.Doğu yamaçlarında Karacasu yaylası, Karıncalıdağ'da ormanlarla kaplı tepeler 1699m.ye yükselir;diğer yandan Büyük Menderes'e doğru uzanarak Akçay Vadi'sinde sona erer.İl'in en büyük yükseltisini sunan Madran Dağı üç yanı vadilerle çevrili büyük bir kütlenin ortasında yükselir.Çine Çayı'nın batısında Gökbel daha sonra Beşparmak Dağları, Bafa Gölü çevresinde dolanarak Ege Denizi'ne ulaşırlar.Güneydeki dağ sıraları Menteşe Dağlık kütlesiyle ayrılmaz bir bağlantı kurarak,Muğla İl sınırları içinde uzanırlar.



Akarsular;



Büyük Menderes:Menderes Aydın Ovasında akarak birçok dirsekler çevirir.(Batı dilerinde,Menderes'e verilen Meandr adı coğrafyada nehirlerin dirseklerini anlatan bir terim olarak kullanılır.)Ege Bölgesinin en uzun akarsuyudur.İç Batı Anadolu'da Sandıklı-Afyon arasındaki platolardan doğar.Çivril yakınlarından geçtikten sonra, Dinar'dan gelen ve Işıklı Gölünü dolduran sularla beslenir.Sağdan katılan Banaz çayını aldıktan sonra,dar ve derin vadileri izleyerek Sarayköy yakınlarında ova düzlüğüne iner.Denizli ovasından gelen Çürüksu burada soldan Büyük Menderese katılır.Bundan sonra Büyük Menderes vadisi diyebileceğimiz bir oluk içinde, batıya doğru yönelir ve Aydın İli sınırları içine girer.Nehrin uzunluğu 435 Km, İl içindeki uzunluğu 170 Km.dir.Balat köyü yakınlarında bir delta ile Ege Denizine dökülür.



Dandalas Çayı: Karacasu'nun güney-doğusunda toplanan suların sonuçudur.Başlangıçta Ceyre çayı adını alır.Babadağ eteklerinden gelen Işıklar deresi ve Akyar deresi sağdan katılır.Çakıllı ve kayalı bir yatakta hızla akarak düzlüğe iner ve Kuyucak yakınlarında Büyük Menderes'e kavuşur.



Akçay: Muğla'nın kuzey doğusundaki dağlardan doğar.Tavas ovasına bakan yamaçlardan gelen Yenidere ile birleşir.Dar ve derin vadiler içinde hızla akmağa başlar. Bozdoğan yakınlarında,ova düzeyine inmeden önce,üzerinde Kemer Barajı kurulmuştur.Yenipazar yakınlarında Büyük Menderes' kavuşur.



Çine Çayı: Yatağan ovasında toplanan Bencik ve Kamış derelerine,Bozüyük köyü kenarında "Pınarbaşı" denilen büyük bir kaynaktan çıkan suların katılmasıyla ulaşır. Sağnan Gökçay ve Madran derelerini içine alır.Eskiçine'de ova yüzeyine iner. Çine ovasını suladıktan sonra Büyük Menders'e ulaşır.(Eskiçine'ye gelmeden önce yeni bir baraj çalışması 2000 yılında başlamıştır.)



Göller ve Barajlar;



Bafa Gölü;İldeki tek göldür.Muğla ili sınırından Beşparmak ve Kocaorman dağlarının eteklerinde yer alır.Eski bir körfezin önünü Büyük Menderes'in doldurmasıyla oluşmuştur.Yüzölçümü 62.5 km2 dir.Denizden uzaklığı 20 km dir.



Madenler;



Merkez : Kuvars, feldispat, gümüş, maden kömürü, kurşun, granfit, mika.

Bozdoğan : Barit, protilit, kuvars, talk, kuvarsit, mika, manganez, dolamit, maden kömürü, demir, kurşun, rutil.

Çine : Kuvars kristalleri, protili, kuvars, mika, maden kömürü, talk, potasyum, altın, granit.

Germencik : Alüminyum,Kuvars,maden kömürü,Mika.

Karacasu : Dolamit, kuvars, disten, zımpara, kurşun, demir

Koçarlı : Arsenik, maden kömürü, kuvars.

Kuyucak : Kurşun, talk, mika, maden kömürü.

Nazilli : Bakır, maden kömürü, kuvars, talk, civa, altın,gümüş

Söke : Demir,maden kömürü,talk,çimento hammaddeleri.

Sultanhisar : Maden kömürü,granit.

Yenipazar : Stronsiyum, maden kömürü
Çıkmaz sokaklarda kısır kalıyorum döngülere...Ve ben dönemezken kendime
labirentlerinde kaybolmuşken, sağım sen, solum sen, yolum sen, yönüm sen
olmuşken, senden gayrısına yok, yokluğuna râm olmuşken,
SuSma Ömrüm!...

Çevrimdışı YAZGÜLÜ

  • PlatforyuM Star Grubu Üyesi
  • *
  • İleti: 9.562
  • Teşekkür Sayısı 60
  • Cinsiyet: Bayan
  • Sözün bitttiği yerde,noktanın konduğu yerdeyim..
Ynt: Aydın
« Yanıtla #1 : Mayıs 26, 2009, 11:24:03 ÖÖ »
Yöresel Kelimeler:

İl ve çevresinde bazı kelimeler konuşma dilinde değişik söylenir. Bunlardan bazıları:

Bir: bii
Geliyor: Geliyoo
Merdiven: Medimen
Bahçe: Batce (Batça)
Buğday: Buudee
Çocuğum: Çoççam
Diyor ki: Deyokine
Yiyeceksin: Yiceesin
Pamuk: Pambık
Tarla: Taala
Arpa: Aapa
Çerçeve : Çeeçive
Büyüyor: Böyyo
Yukarı: Yoka
Zeytin: Zeetin
Biyo: Bir defa
Asker: Esgee
Nöbet: Löbet
Radyo: İrediyo
Adda: Atmak
Goley: Kolay

Bu söyleyiş özelliklerinden başka yöreye özgü bazı kelimelerde bulunmaktadır;

Sarılop: İncir türü
Çalıkakıcı: Efelerin yanındaki yardımcılar
Bısat: İç çamaşırı
Yassı Taş: Kayrak
Elbise: Pusat
Artık: Gaari
Sevimsiz: Sıtrasız
Gömlek: işlik
Tencere: Haranı
Demek Öyle: Vaa!
Avlu (Bahçe) : Harım
Gidip Durmak: Gidip battı
Isırgan Otu: Dalgan
Işte: Ihı
Boğucu Sıcaklık: Sıklat
Hayır: Yaah
Kapı Sürgüsü: Tırkı
Toprak testi: Dombak
Yayık: Yanlık
Ceket: Setre
Yüklük: Mısandır
Zefiroz: Rüzgar(Meltem)
Çıkmaz sokaklarda kısır kalıyorum döngülere...Ve ben dönemezken kendime
labirentlerinde kaybolmuşken, sağım sen, solum sen, yolum sen, yönüm sen
olmuşken, senden gayrısına yok, yokluğuna râm olmuşken,
SuSma Ömrüm!...

Çevrimdışı YAZGÜLÜ

  • PlatforyuM Star Grubu Üyesi
  • *
  • İleti: 9.562
  • Teşekkür Sayısı 60
  • Cinsiyet: Bayan
  • Sözün bitttiği yerde,noktanın konduğu yerdeyim..
Ynt: Aydın
« Yanıtla #2 : Mayıs 26, 2009, 11:25:20 ÖÖ »
Kıyı Turizmi

Aydın ili, tarihi, kültürel ve doğal değerlerine sahip olmanın ötesinde, turizm faaliyetlerinin en yoğun olduğu Batı Anadolu’nun orta yerinde bulunmaktadır. Ayrıca, turizm açısından en önemli deniz sınır kapısına sahip olması, Aydın’ı, sektörün en gelişmiş illerinden biri haline getirmiştir.

Aydın ilinde iklimin uygunluğu ve uzun bir turizm sezonuna olanak sağlaması en önemli teşvik edici etkenlerden biridir. Akdeniz ikliminin hâkim olduğu Aydın ilinde sıcak aylar çoğunluktadır. Aynı zamanda deniz suyunun sıcaklığı mayıs-ekim aylarını kaplayan senenin yarısında su sporları ve yüzme olanağı da sağlamaktadır. Ayrıca, deniz kıyısında halka açık plajlardan il içindeki yerleşmelerden ve çevre illerden gelenler, günübirlik veya hafta sonu olmak üzere yararlanmaktadırlar. Bu çeşit kullanım ulaşım rahatlığı ve iklim özellikleri nedeniyle oldukça yaygındır. Bu talebi başta Söke, Aydın, Nazilli ve Denizli oluşturmaktadır.

Turistlerin turizm çekiciliği açısından rağbet ettikleri plajlar; Pigale Plajı (Kuşadası), Kadınlar Denizi Plajı (Kuşadası), Güvercinada Plajı (Kuşadası), Yavansu ve Aslanburnu Plajı (Kuşadası), Güzelçamlı Plajı (Kuşadası), Altınkum Plajı (Didim), Tavşanburnu Plajı (Didim), Gevrek ve Akbük (Didim) plajlarıdır.
Çıkmaz sokaklarda kısır kalıyorum döngülere...Ve ben dönemezken kendime
labirentlerinde kaybolmuşken, sağım sen, solum sen, yolum sen, yönüm sen
olmuşken, senden gayrısına yok, yokluğuna râm olmuşken,
SuSma Ömrüm!...

Çevrimdışı YAZGÜLÜ

  • PlatforyuM Star Grubu Üyesi
  • *
  • İleti: 9.562
  • Teşekkür Sayısı 60
  • Cinsiyet: Bayan
  • Sözün bitttiği yerde,noktanın konduğu yerdeyim..
Ynt: Aydın
« Yanıtla #3 : Mayıs 26, 2009, 11:26:10 ÖÖ »
KÖY SEYİRLİK OYUNLARI

Aydın’da genellikle Karpuzlu ilçesi köylerinde görülen köy seyirlik oyunları asker uğurlamalarında, düğünlerde, bayramlarda oynanır. Büyük bir coşku içerisinde oynanan oyunlar, bu özel günlerin eğlence kaynağıdır. Oyunlar, genelde askerlik çağına gelmiş gençler tarafından oynanır. Seyirciler de bir şekilde oyuna dahil edilmeye çalışılır.

1- Çiftlik Oyunu
2- Deve Oyunu
3- Arap Oyunu
4- Sınır Taşı Oyunu
5- Gelin Kaçırma Oyunu
6- Ayı Oyunu
7- Köçek Oyunu
8- Gavur İmam Oyunu

Çiftlik Oyunu
Bayramın ikinci veya üçüncü günü 7-8 kişi ile oynanır. İki kişi öküz, üç kişi Arap, bir kişi Baytar (veteriner), bir kişi de Çiftçi olur. Öküzlerin boynuna boyunduruk, arkalarına ise kütük bağlanır. Araplardan biri öküzlerin önündedir ve onlara yol gösterir. Öküzlerin ve Arap’ın önünde yaşlı bir adam, sırtında torba, buğday ya da arpa savurur. Bu uzun bir süre devam eder. Bir süre sonra öküzler rahatsızlanır ve çökerler. Arap öküzlere elindeki sopayla dürter ancak bir sonuç alamaz. Bu arada domuz yavrusu öküzlerin bulunduğu yere gelirler. Araplar domuzların öküzlerin yanına gelmesini engellemeye çalışır. Araplar öküzleri kaldırmak için yine uğraşırlar, ama başarılı olamazlar. Araplardan birisi gider ve baytar bulup gelir. Baytar öküzleri kontrol eder, güzel bir şekilde muayenene eder. Daha sonra elindeki kâğıt parçalarını öküzlerin altına yapıştırır ve onları ateşe verir. Öküzler zorunlu olarak kalkarlar. Ateşin verdiği rahatsızlıkla çevreye saldırmaya başlarlar. Burada hedef seyircilerdir. Boyunlarındaki boyundurukla sıkıştırdıkları seyircileri Araplar ellerindeki sopalarla bir güzel döverler ve Araplar ve öküzlerin alanı terk etmesiyle oyun sona erer. Oyun süresince davul ve zurna oyunculara eşil eder. (Uyguç, 1998:86-87)

Deve Oyunu
Dört kişiyle oynanır. İki kişi deve kılığına girer. Onların önünde de deveyi çeken bir Arap vardır. Davul zurna eşliğinde oynanan oyunda arap deveyi bir süre seyircilerin önünde dolaştırır. Daha sonra deve davul zurna ekibinin önüne gelince hastalanıp yatar. Bir baytar gelir ve deveyi muayene etmeye başlar.

Burada amaç deve kılığına giren oyuncuların orasını burasını mıncıklamak huylandırmaktır. Daha sonra yatan devenin altına patlayıcı bir madde atar ve devenin alelacele kalkmasını sağlar. Can havliyle kalkan deve etrafa saldırmaya başlar. Açık olan bakkallara girer ve bakkal sahibinin kendisine verdiği armağanları alır. Daha sonra tekrar davul zurna ekibi önüne gelir.
Davul zurna eşliğinde ağır bir tempoda Köroğlu (yöresel adıyla “dağda gezerim”) oyunu oynar ve oyun sona erer. (Uyguç, 1998:87)

Karpuzlu-Tekeler Köyünde Deve Oyunu

Arap Oyunu
“Akçaabat yöresinde oynanan bir oyundur. Sadece düğünlerde oynanır. Oyun, düğünün kına günü, kına kafilesi, kız evinden geldikten sonra, erkeğin evinde oynanır. Oyunda iki arap vardır; eski elbise giydirilmiş, komik görünümlü, eli yüzü isle boyanmış iki kişi seçilir. Bunlar, köyden iki gençtir. İki zeybek vardır; yöresel zeybek kıyafetleri bulunabilirse onlar giydirilir, bulunamazsa, benzetilmeye çalışılır, ikisinin de başında sarı yağlıklar (pöçü denilen, yöresel erkek başlıkları) vardır. Kadın kıyafeti giydirilmiş, gelin rolünde bir erkekle, bir de muhtar vardır. Araplar meydana gelir. Şöyle bir meydanda dolaşır, sersem sersem çevresine bakınırlar ve giderler. Böylece, düğün halkı ve köylü arap oyununun oynanacağını anlamış olur. Meydanda, düğün evinin çalgıları çalmaktadır, Bir süre sonra, komik şekilde süslenmiş bir eşeğin üzerine bindirilmiş olan gelin, iki zeybekle meydana gelir. Gelin, eşekten indirilir ve eşek bir köşeye bağlanır. Daha sonra, zeybekler ve gelin, davul zurna takımının yakınında bir yere.masaya otururlar. Zeybeklerden biri gelinin yanından hiç ayrılmaz, diğeri çıkar meydanda, davul zurna önünde oynar. Bunu dönüşümlü olarak yapmaya başlarlar. Bu ara, bir köşeden gizlice onları izleyen araplardan biri gelir ve çalgıcıları tehdit ederek susturur ve kaçıp gizlenir. Çalgının sustuğunu gören zeybek sinirlenir. Gelir çalgıcılara, neden sustuklarını sorar. İsterlerse para vereceğini, çalmalarını söyler. Çıkarır, para verir ve çalgılar yeniden çalmaya başlar. Arap, yine gizlice gelir ve çalgıyı susturur ama o an zeybek arabı görmüştür. Peşine takılır ve onu kovalar. Bu birkaç kez böyle tekrar eder. Arapların amacı, zeybeklere, oyun sırasında rahatsız etmektir. Daha sonra zeybeklerin oyunları biter. Zeybekler, gider gelinin yanına oturur. Bu kez sahneye araplar çıkar. Meydana gelip, muhtarı sorarlar. Birileri muhtarı gösterir. Araplar muhtara, aç olduklarını söylerler. Muhtar, onlara beleşe ekmek veremeyeceğini, çalışmaların ister ve ne iş yaptıklarını sorar. Araplar, her işi yapabileceklerini söylerler. Alanın bir köşesini gösterir muhtar ve "Orası benim tarla, gidin orada biraz çalışın da yiyeceğiniz ekmeğin hakkını verin." der. Araplar, ellerinde çeşitli tarla araç gereci ile, komik davranışlar sergileyerek çalışırlar tarlada bir süre. Muhtar, daha sonra onlara yemek getirir ve araplar yemeğe başlarlar. Bu yemek, genellikle yoğurttur. Araplar yoğurdu oralarına, buralarına sürerler, ellerine yüzlerine bulaştırırlar. Artık karınları doymuştur. Yine muhtarın yanına gelirler ve evlenmek istediklerini söylerler ve gelini gösterirler. Muhtar onlara yine çalışmaları gerektiğini söyler, Araplar yine bir süre çalışırlar. Daha sonra, araplar gelini meydana çıkarırlar ve oynamaya başlarlar. Zeybekler bu ara oynayan araplarla gelinin çevresindedirler, Bu ara iki arap aralarında kıskançlık yüzünden kavgaya başlarlar. Bu kavgayı ayırmak için muhtar ve efeler araya girmeye çalışırlar. Bir süre sonra, araplardan biri bir fırsatını bulur ve gelini omuzuna aldığı gibi kaçırır ve oyun biter.” (Uyguç, 1998:88)

Sınır Taşı Oyunu
Akçaabat yöresinde oynanan bir oyundur. Genellikle bayramlarda, kapalı alanda oynanır. Çiftçi rolünde iki kişi (bunların iri yarı olmalarına dikkat edilir), iki tohum torbası rolünde, genç ve zayıf insan ve bir sınır taşı; beş kişilik bir oyundur. İki çiftçinin de sırtına, tohum torbası rolündeki gençler bağlanır. Sırtına konulur, elleri boynuna dolanır ve önden bağlanır; ayaklan beline dolanır ve karın üzerine bağlanır. Sınır taşı görevini gören kişi yere çökertilir ve elleri ile ayakları bağlanılarak oturtulur. Bu ara iki çiftçi de birbirinden habersiz, birkaç rekat namaz kılar ve tarlaya girip ellerindeki, karasabana benzetilen sopalarla çiftlerini sürerler, Daha sonra sırtlarından aldıkları tohumları tarlaya atmaya başlarlar. Bu ara, çiftçilerden biri sınır taşını görür. "Hay Allah. Bu taş geçen yıl iki metre ötedeydi, kim getirip koymuş bunu buraya?" diyerek, taşı ayağıyla ve elindeki sopayla birkaç metre ittirir. Taş yuvarlanarak gider. Çiftçi tohumunu atmaya devam eder. Bu ara aynı yere diğer çiftçi gelir, Aynı şeyleri o da söyleyerek taşı bu kez diğer tarafa ittirir. Çiftçiler birbirinden habersizdirler. Bu, bir süre böyle devam ettikten sonra çiftçiler karşılaşır. Ağız dalaşına başlarlar. Daha sonra birbirlerini itmeye, ardından da ellerindeki sopalarla birbirlerine vurmaya başlarlar, Burada dayağı yiyen çiftçiler değil, sırtlarındaki tohum torbası görevini gören gençlerdir. Sonra oyun biter. (Uyguç, 1998:89)

Gelin Kaçırma Oyunu
“Bu oyunu Tekeler Köyü'nde izlediğim için, köyün oyununun seyri Tekeler Köyü'ndeki gibi işlenecektir. Tekeler Köyü'nün ünlü seyirlik oyunlarından biridir. Yaklaşık her yıl Ramazan ve Kurban Bayramlarında oynanır. Oyunu götüren kişi, gelin rolünü üstlenen kişidir. Gelin, genellikle gençlerden biri tarafından oynanır. İzlediğim Gelin Kaçırma Oyunu'nda gelin rolünü, 1998 Kurban Bayramı'nda. bayram kahyalarından (Tekeler Köyü'nde, oyunlar, o yıl askere gitme zamanı gelmiş olan gençler tarafından düzenlenir. Oyunları düzenleyen gençlere "Bayram Kahyası" adı verilir.), o yıl askere gidecek olan Adem Akbulut tarafından oynandı. Gelin, eski, kullanılmış bir gelin elbisesi giydirilir. Başa bir eşarp bağlanıyor ve yüz, bir tülbentle örtülüyor ama gözler açıkta kalıyor; ayağına da lastik bir ayakkabı giydiriliyor. Gelin dışında, geline koruma olarak bir efe bulunuyor. Efeye, eski bir efe elbisesi giydiriliyor. Efenin iki göğsü üzerine iki adet ayna yapıştırılıyor. Efenin omzunda eski, dolma tüfeklerden bulunuyor. Oyunda ayrıca iki arap bulunuyor. Araplar, genellikle, yüzleri isle boyanmış oluyor ve elbiseleri komik, gülünç şekle sokuluyor. Bu, giydikleri elbiseleri ters şekilde giymeleriyle de yapılabilmektedir. Seyirlik oyunlarda az görülse de, Gelin Kaçıma Oyunu'nda seyirciler oyunun esas kahramanlarıdır. Oyun, Tekeler Köyü'nün Kefenlik Mevkii'nde başlar. Gelin ve efe giydirilir. Daha sonra, yüzleri isle karartılmış olan araplar, çevrede oyunu izlemeye gelen seyircileri, ellerindeki sopalarla kovalarlar ve belli bir uzaklıkta tutmaya çalışırlar. Bu ara, seyirciler arasından seçilen bir genç getirilir ve gelin, gencin sırtına bindirilir. Bu ara daha önce tutulan çalgıcılar hızlı bir ritimle yöresel türküleri çalmaktadırlar. Oyun grubu, Kefenlik Mevkii'nden, oyunun biteceği alan olan Gavalanı Mevkii'ne doğru yürümeye başlar. Gelin bu ara, gelinin seçtiği diğer, çevrede seyirci olar gençlerden birini seçer ve diğerinin sırtından iner ve ona biner. Bu, rutin bir şekilde devam eder. Bu ara, seyircilerin geline yaklaşmalarına araplar izin vermemeye çalışır. Ama, seyirci olan diğer gençler, gelip gelini almak ve kaçırmak isterler. Gelini kaçırmaya gelen gençlere efe elindeki tüfekle engel olmaya çalışırken araplar, ellerindeki sopalarla onları kovmaya çalışır. Bu ara efe; "Gelin bizim, o bize lazım''diyerek gelenleri kovmaya çalışır. Seyirci de oyuna katıldığı için, hep birlikte Kavalanı Mevkii'ne kadar gelinir. Bu alanda, gelin bir sandalyeye oturtulur. Çevresinde sürekli dönen arap onu korumaya çalışır. Bu ara diğer arap halkı ondan uzak tutmaya çalışır. Oynanılır ve oyun sona erer.” (Uyguç, 1998:90-91)

Diğer Oyunlar:
Ayı Oyunu
Genellikle askerlik çağındaki gençler tarafından oynanır. Ayı, ayı yavrusu, arabı canlandıran üç oyuncu vardır. Seyircilerden arada oyuna katılanlar da olur.

Köçek Oyunu
Gavur İmam Oyunu
Çıkmaz sokaklarda kısır kalıyorum döngülere...Ve ben dönemezken kendime
labirentlerinde kaybolmuşken, sağım sen, solum sen, yolum sen, yönüm sen
olmuşken, senden gayrısına yok, yokluğuna râm olmuşken,
SuSma Ömrüm!...

Çevrimdışı YAZGÜLÜ

  • PlatforyuM Star Grubu Üyesi
  • *
  • İleti: 9.562
  • Teşekkür Sayısı 60
  • Cinsiyet: Bayan
  • Sözün bitttiği yerde,noktanın konduğu yerdeyim..
Ynt: Aydın
« Yanıtla #4 : Mayıs 26, 2009, 11:28:02 ÖÖ »
AYDIN NÜFUSU


Son 73 yılda Türkiye’nin nüfusu yaklaşık beş kat artış göstermiş, aynı dönemde,
Aydın ilinin nüfusu yaklaşık 4,5 kat artış göstererek 2000 yılı nüfus sayımına göre ilin toplam nüfusu 950.757 olmuştur.
Merkez ilçesiyle birlikte 17 ilçenin yönetim merkezi olan Aydın ilinde 54 belediye, 487 köy, 258 mahalle kuruluşu vardır
Yüzölçümü 7870 km2 olup, nüfus yoğunluğu 105'tir.
Çıkmaz sokaklarda kısır kalıyorum döngülere...Ve ben dönemezken kendime
labirentlerinde kaybolmuşken, sağım sen, solum sen, yolum sen, yönüm sen
olmuşken, senden gayrısına yok, yokluğuna râm olmuşken,
SuSma Ömrüm!...

Çevrimdışı YAZGÜLÜ

  • PlatforyuM Star Grubu Üyesi
  • *
  • İleti: 9.562
  • Teşekkür Sayısı 60
  • Cinsiyet: Bayan
  • Sözün bitttiği yerde,noktanın konduğu yerdeyim..
Ynt: Aydın
« Yanıtla #5 : Mayıs 26, 2009, 11:28:24 ÖÖ »
Hızlı Kentleşme ve modern yaşantı eğilimleri nedeniyle Aydın yöresi geleneksel giysileri çoğunlukla kırsal yerleşim birimlerinde görülmektedir Fakat çeşitli kutlamalarda ve festivallerde ve özel günlerde geleneksel giysileri görmek mümkündür.

Yörükler ve Türkmenler giysilerin çok süslü, renkli ve göz alıcı olmasına özen gösterirler. Başörtüsünden takkeye, börümcük gömleğe, çuhadan işlemeli cepken şalvara, üç eteğe dek pek çok giyim eşyasının el dokuması olması ayrı bir önem taşır.

Giyimlerin vazgeçilmez parçaları olan nakışlar, oyalar, işlemeler, sim işlemeler değişik özellikler taşır. Efe giyimi Aydın yöresinin simgesidir. Efeler püsküllü fes, yemeni, zıbın, camadan, cepken ve şalvar giyerler. Beldeki örme kuşak şal ve deri silahlık ve baldırdaki tozluk giyimi tamamlar.
Çıkmaz sokaklarda kısır kalıyorum döngülere...Ve ben dönemezken kendime
labirentlerinde kaybolmuşken, sağım sen, solum sen, yolum sen, yönüm sen
olmuşken, senden gayrısına yok, yokluğuna râm olmuşken,
SuSma Ömrüm!...

Çevrimdışı YAZGÜLÜ

  • PlatforyuM Star Grubu Üyesi
  • *
  • İleti: 9.562
  • Teşekkür Sayısı 60
  • Cinsiyet: Bayan
  • Sözün bitttiği yerde,noktanın konduğu yerdeyim..
Ynt: Aydın
« Yanıtla #6 : Mayıs 26, 2009, 11:28:50 ÖÖ »
AYDIN MUTFAĞI

Aydın mutfağı, Türkiye'nin çok zengin, çeşidi bol ve lezzetli mutfakları arasındadır. Yörenin zeytinyağlı yemekleri, incir,üzüm ve bunlardan yapılan şaraplar, narenciye ürünleri, turunç reçeli ve çipura, kefal,
mercan ve barbunya gibi zengin balık çeşitlerinin tadılması tavsiye edilir. Yörenin kendine özgü yemeklerinden bazıları; çorbalardan tarhana çorbası, kulak çorbası; yemeklerden acılı güveç, patlıcan biber kızartma, zeytinyağlı kırlı kızartma,
zeytinyağlı taze ve kuru börülce, patlıcan kavurma, sarmaşık ve kedirgen kavurma, yaprak sarma, etli nohut yahnisi, nohutlu kereviz, etli enginar, arap saçı,ciğer sote, imambayıldı, keşkek, tandır kebap, yuvarlama (sıkma), paşa böreği,
cilav(ayran böreği); salatalardan patlıcan-biber teretoru (turşusu), börülce teretoru, turp otu salatası, semizotu salatası, çingene pilavı; tatlılardan ise irmik helvası, zerde, muhallebi, sütlaç, aşure, lokma, pelvize tatlısı, paşa böreği,
yuvarlama, ısırganotu böreği sayılabilir.
Çıkmaz sokaklarda kısır kalıyorum döngülere...Ve ben dönemezken kendime
labirentlerinde kaybolmuşken, sağım sen, solum sen, yolum sen, yönüm sen
olmuşken, senden gayrısına yok, yokluğuna râm olmuşken,
SuSma Ömrüm!...

Çevrimdışı YAZGÜLÜ

  • PlatforyuM Star Grubu Üyesi
  • *
  • İleti: 9.562
  • Teşekkür Sayısı 60
  • Cinsiyet: Bayan
  • Sözün bitttiği yerde,noktanın konduğu yerdeyim..
Ynt: Aydın
« Yanıtla #7 : Mayıs 26, 2009, 11:29:36 ÖÖ »
Aydın Zeybekleri

Zeybeklik kurumu üç birimden oluşmaktadır. Efe, Zeybek, Kızan
Efe, zeybeklerin başıdır. Zeybekler, kızanlardan sorumlu kolbeyidirler. Kızanlar ise efenin buyruğundaki askerlerdir.

EFE
Efelik bir tür seçimle olur. Efenin oğlu efenin değerinde ise efe seçilir. Artık her şey onun buyruğuna kalmıştır. Efenin oğlu seçilemezse , Zeybekler aralarından en değerli zeybeği efe seçerler.
Efeler birbirlerine ateşli silah çekmezlerdi. Zira bu korkaklık sayılırdı. Mintanlarının yaka düğmeleri sürekli açıktır. Sakal bırakmazlar, pala bıyıklıdırlar. Başları ustura ile tıraş edilir, arka ortadan “Perçem “ sarkardı. Bindikleri at erkek, koşumlarının metal aksamları gümüştendir. Ayaklarında “kayalık” denilen özel işlemeli çizmeler bulunur. Uzun namlu’lu silah olarak da “Filinta “ taşırlardı.

ZEYBEK

Zeybek kelimesi ve Zeybeklik çeşitli kaynaklarda değişik tariflerle tanımlanmıştır. Bilindiği üzere Anadolu’ya yerleşen ilk Türk’lerde asker ve orduya Sü denilmektedir. Bundan türemiş pek çok kelime arasında subaşı (Ordu Komutanı) Sü-be (ordugah, karargah) ve birde subay anlamına gelmek üzere Sü-bek sözcüğü bulunmaktaydı. Nitekim günümüzde aynı anlamda Su-bay olarak kullanılmaktadır. Bu sözcükteki S harfinin diğer birçok eski sözcükte olduğu kabul edilirse sözcüğün Zü-bek, Zi-bek ve dil akıcılığı dolayısıyla da Ziybek, ZEYBEK şekline dönüştüğü ortaya çıkar. Diğer taraftan başka bir anlama gelen Sü-bek sözcüğü nasıl Arapça kökenli Seybekten alınmışsa Arapçanın o çağlardaki büyük etkisi nedeniyle de SÜ-BEK sözcüğünün Zeybek veya Seybek haline gelmesi o kadar olağandır. Nitekim zeybeklerin tarihteki fonksiyonları üzerinde yapılacak her araştırmada onların askerlikle yakından veya uzaktan kesinlikle bir ilişkisi olduğu görülür.(Türkoğlu,1977)
Zeybeklik Türkmenlerin Batı Anadolu’ya gelmeleri ile ortaya çıkmıştır. Bu nedenlede kökleri Türkmenlere kadar uzanmaktadır. bu dönemlerde (10-13.y.y) Bizans metinlerinde görülen Salpace sözcüğü Sahilbeği olarak kabul edilmiştir. Oysa, Bizanslı bir tarihçi bu sözcüğün anlamını kuvvetli insan olarak açıklamaktadır. Bu nedenle de Salpace sözcüğünün Anadolu insanına geçmiş ve zamanla değişerek Zeybek sözcüğüne dönmüş olması mümkündür.
Zeybek sözcüğünün kökeni konusundaki diğer bir görüş ise, bu sözcüğün Arapça çevik insanlara verilen bir ad olan Zibaki’den geldiğidir. Ayrıca Şemsettin Sami "Kamus-u Türki" adlı eserinde Zeybekliği hafif silahlı ve güvenliği sağlamakla görevli eski bir sınıf asker olarak tanımlamaktadır.
Gerçekten de zeybekler Anadolu’da esas olarak kolluk görevi görmüşlerdir. Bunlar, yolları koruyorlar ve her iki fersah ta bir bulunan kervansaraylarda ve mola verilen yerlerde bekçilik yapıyorlardı. Bu hizmetleri karşılığında ise, yollardan geçen yolculardan aldıkları az miktardaki paralarla geçimlerini sağlıyorlar, ancak bu işi yaptıklarından dolayı buralardan zor kullanarak para almıyorlardı.
Zeybekler tutuculuktan uzak kişiler olduklarından bazı zamanlarda adları gavura da çıkmıştı. Aynı zamanda derbentlik yaparak ve ayanların maiyetlerinde bulunarak da geçimlerini sağlıyorlardı. Zeybekler 19.yüz yıl başlarından sonra bir takım sıkıntılar içine girdiler. Bu dönemlerde ayanlığa karşı girişilen hareketler sonucu yeni gelen yöneticiler ile zeybekler arasındaki ilişkiler eskisi gibi süremedi.

1800 lü yıllarda Zeybekler

Batı Anadolu ayanların zeybeklere karşı olan olumlu davranışları, 2.Mahmud’un bu yöreye gönderdiği valilerle değişmiş ve sertleşmiştir. Bu davranışlarıyla Aydın halkının eğilimleri hakkında fazla bilgileri olmadığını gösteren yeni yöneticiler oldukça tehlikeli bir ortamın doğmasına neden olmuşlardır. Atçalı Kel Memet İsyanı böyle bir ortamda patlak vermiştir.Batı Anadolu da Aydın’dan Çanakkale’ye kadar olan bölgede, dağlarda, ovalarda yaşayan bu Türk zümresinin bir diğer özelliği, hatta en bariz özelliği giydikleri orjinal elbiselerdir. Bu kıyafet hakkında da çeşitli görüşler mevcuttur. Ancak kısa dizlik hariç diğerlerinin asli Türk kıyafeti olduğuna şüphe yoktur. Türkler kendi geliştirdikleri pantolonu Batı Anadoluda iklim icabı kısa giymiş olabilirler. Bu kısa dizlik yani Zeybek donu üzerinde cepken ve başta bir külah vardır. 2.Mahmud’un reformları döneminde Aydın Valisi Çengeloğlu Tahir Paşanın zeybeklerin geleneksel giysilerini değiştirmelerini istemesi sonucu çıkan ayaklanmada zeybekler önemli kayıplara uğramış ve yenilerek yeni giysileri kabullenmek zorunda kalmışlardır.
Zeybekler arasındaki kitlesel bir başkaldırı olayıda 1854’de başlayan Sinanoğlu ayaklanmasıdır. Aydın Kaymakamı Kani Paşa’nın askerlerini yenerek üç dağa egemen olan babaoğul Sinanoğulları daha sonra Arnavutluktan getirilen kuvvetlerin yardımıyla Hekim İsmail Paşa tarafından yenilgiye uğratılarak idam edildiler. Zeybekler 19.yüzyılın son çeyreğine kadar geleneklerini korumuşlardır. 1862’deki Karadağ harekatı ile 1877 Osmanlı-Rus savaşında önemli görevler üstlenmişlerdir.

Ancak Osmanlı Devletinin son zamanlarında hükümet otoritesinin yok olması, adaletsizlik, Osmanlıya güvensizlik, köylülerin hor görülmesi, asayişsizlik, harplerin yarattığı ekonomik kriz, sosyal düzenin bozulması sosyo-kültürel alanda zeybekliğin bir kurum olarak ön plana çıkmasına neden oldu. Kültür düzeyi düşük olan köylüler hükümetten öç almak, Osmanlı emniyet ve asayiş kuvvetlerini etkisiz hale getirmek ve zayıf düşürmek için tek yolun zeybeklik olduğuna inandıklarından bu konunun mensuplarına yataklık dahi ederlerdi. Köylü çocuğu küçük yaşlardan itibaren zeybeklik hikayeleri ile büyür ve bu kişilere büyük bir hayranlık duyarlardı. Zeybekler 1.Dünya Savaşı yenilgisinden sonra eşkiyalığı bırakarak yavaş, yavaş köylerine dönmeye başladılar. Hele Yunan işgalinden sonra vatanın müdafaasız kaldığını gören bu Türk çocukları silahları ve adamlarıyla dağlardan inerek Kuva-yı Milliye saflarına katıldılar. Esasen efe ve zeybeklere karşı büyük hayranlık duyan halk da onları tabii bir lider olarak gördüler ve bir çok vatandaş gönüllü olarak onların saflarına katıldı. Bu suretle Kuva-yı Milliye Ege Bölgesinde etkili bir şekilde efe ve zeybeklerin etrafında oluştu. Yörük Ali Efe, Demirci Memet Efe, Danişmentli İsmail Efe, Köşklü İsmail Efe, Sökeli Ali Efe, Kıllıoğlı Hüseyin Efe ve Uzunlarlı Yörük Karahasan Efe bir çokları vatan savunmasında ve düşman işgalinin kırılmasında etkili oldular. Yurdumuzun düşman çizmesi altında kalmasını isyan eden kadın efelerimizi de unutmamak gerek; bu kadın mücahitler, Emire Ayşe Aliye, Şerife Ali Kübara ve Ayşe(diğer adı)Mehmet Çavuş.......daha bir çok isimsiz kahraman.

KIZAN

Kızanlar efenin maiyetindeki askerlerlerdir.Kızan kelime anlamı olarak; Batı Anadolu’nun bazı yörelerinde "Çocuk" anlamında kullanılan bir sözcüktür.
Kızanların; Mintanlarının kolları uzundur. Giyimleri sade, cepkenleri sırma işlemelidir. Başlarının ortası traş edilir. Uzun namlulu silah olarak da "Martin" kullanırlardı. Efenin izni olmadan evlenemezlerdi.

ZEYBEKLİĞE GEÇİŞ TÖRENLERİ
Kızanlar belli kurallar çerçevesinde zeybekliğe geçerler.Yapılan törende halka olma, çok önemlidir. Yalnızca zeybek adayı kızan ayakta durur, yatağanını çeker, üç kez öperek efenin önünde diz çöker. Efe de aşağıdaki andı içirir:
- Bu koca dağların sahibi kim?
- Erimiz!
- Yiğiti kim?
- Efemiz!
- Yiğit kime derler?
- Sözünde durana, efesiyle ölene !
- Korkak kime derler?
- Sözünden dönüp, aman diyene!
- Varyemezlere acımalı mı, dayak mı haktır?
- Dayak haktır!
- Susuz derelerde kavak bitermi?
- Bitmez.
- Bitkisiz diyarlarda duman tütermi?
- Tütmez.
- Adem kuşağına bel bağlanırmı?
- Bağlanırsa ağlanır.
- Yiğitlerde ne yoktur?
- Merhamet yoktur.
- Şeytan’a bel bağlanır mı?
- Yardımcımızdır bağlanır!
- Sözünde durmayan kahpe bacının kızanı olsun mu?
- Olsun.
- Şu dualı yatağan böğrüne batsın mı?
- Batsın.
- Doğru söylediğine Nasuh tövbesi olsun mu?
- Olsun.

Bu and içme bitince, efe kalkıp defne (tenhal)ağacının yanında durur. Zeybekler çevresine toplanırlar. Efe zeybek adayının yatağanını defne (tenhal)ağacına saplar; zeybek adayı kızan, efesine sadık kalacağına and içerek yedi kez yatağanının altından geçer. Ardısıra tüm zeybekler de geçerler. Efe yeni zeybeğin alnını, yeni zeybek de efesinin elini öper. Efe, yatağanı defne (tenhal)ağacından çekip yeni zeybeğe verir. Böylece kızan artık zeybek olmuştur.
Evet, Efeliğin ve Zeybekliğin 10. yüz yılın sonunda Yusuf Paşa ile başladığı 17. yüz yılda Sivri Bölükbaşı, 19. yüz yılda Atça’lı Kel Memet ve nihayet 20. yüz yılda Demirci Mehmet Efe ve Yörük Ali Efe ile sona erdiği görülür. Efeliğin ve zeybekliğin tarihçesi ne kitaplara sığar ne de internet sayfalarına hepsine buradan şükranla ve rahmetle anıyoruz.
Çıkmaz sokaklarda kısır kalıyorum döngülere...Ve ben dönemezken kendime
labirentlerinde kaybolmuşken, sağım sen, solum sen, yolum sen, yönüm sen
olmuşken, senden gayrısına yok, yokluğuna râm olmuşken,
SuSma Ömrüm!...

Çevrimdışı YAZGÜLÜ

  • PlatforyuM Star Grubu Üyesi
  • *
  • İleti: 9.562
  • Teşekkür Sayısı 60
  • Cinsiyet: Bayan
  • Sözün bitttiği yerde,noktanın konduğu yerdeyim..
Ynt: Aydın
« Yanıtla #8 : Mayıs 26, 2009, 11:31:00 ÖÖ »
Aydin, Büyük Menderes Deltasinda bulunan Milli Park, Samsun Daglarinin Ege Denizine uzantisi olan Dilek Yarimadasi'ndaki ormanlik alanin, 1966 yilinda korumaya alinmasiyla günümüze ulasti.

Söke ve Kusadasi ilçelerinin sinirinda bulunan Milli Park, devasa büyüklügünün yanisira, Akdeniz Bölgesinde rastlanan deFne, kestane ve Akdeniz maki florasinin bitki örtülerine sahiptir. Son derece ilginç bir jeomorfolojik yapiya sahip olan park, ayrica Dilek Yarimadasi'nin kumlu, killi ve yüksek plajlari ile ilgi odagi olmustur.

Park, artik türüne ender rastlanan Anadolu parsinin son örneklerine, korumaya alinan Akdeniz foku ile deniz kaplumbagalarina, çok sayida sürüngen, memeli hayvan, kus ve balik türlerine ev sahipligi yapmaktadir.

Milli Park içinde yer alan koylar, Içmeler, Aydinlik ICoy, Kavakli ve Kalamaki Koyu, plaj ve piknik alani olarak ilkbahar, yaz ve sonbahar mevsimlerinde yerli ve yabanci turistleri konuk etmektedir. Bunun yanisira, parkin kuzeydogusunda bulunan Güzelçamli Köyü MO 9.-8. yüzyillarda lyonya' nin siyasal ve bilimsel merkezi olan Panionion Konfederasyonu nun toplanti yeri olarak kullanilmistir.


Dilek Yarımadası Milli Parkı: Milli parkın Kuşadası'na uzaklığı 28 km‘dır. Küçük menderes ile Büyük Menderes arasında kalan Dilek yarım adası, beş yüz milyon yıllık menderes kütlesinin bir parçasıdır. Yarımada kuş uçuşu ortalama 20 km uzunluğunda 6 km genişliğinde kabarık şekillerin hakim olduğu yarımadada yer alan Dilek dağı Aydın Dağlarının bati uzantısını oluşturur. 10.995 hektarlık Dilek

Yarımadası doğal alanı, 1966’da Milli Park ilan edilmiştir. Yaz aylarında 08:00 - 19:00 kış aylarında ise 08:00-17:00 halkın kullanımına açıktır. Ulaşım Kuşadası’ndan minibüslerle veya yapılabilmektedir.

Bugün İsveç' de 28, İngiltere'de 11, İspanya'da 13, Fransa'da 5, Portekiz'de 1 adet milli park olduğu görülürken, Türkiye'de 33 adet milli park bulunmaktadır.

İnsanların dinlenme-eğlenme amacıyla doğayı tercih ettikleri günümüzde korunmuş doğal alanlar önem kazanmaktadır. Milli parkalar, doğal ortamları ve yaban yaşamını bilimsel ölçütlerde koruyarak geleceğe taşıma yanında, ender doğa varlıklarını tanıtan ve doğaya karşı ilgi uyandıran özel mekanlardır. Türkiye bu anlamda çok sayıda korunmuş alana sahiptir. Dilek Yarımadası ve Büyük Menderes Deltası Milli Parkı da bu alanlardan bir tanesidir.
Milli Park sahil kesimi boyunca uzandığından birçok koya sahiptir.
İçmeler Koyu - 1 Km

Girişten sonra ana yol boyunca ilerlerken 1. km’ den sonra sağa doğru ayrılırsanız İçmeler Koyu’na ulaşırsınız. Ağaçların gölgesinde güzel bir koy olan İçmeler tamamen kumla kaplı bir denize sahip olup derinlik bakımından Milli parkın diğer koylarına göre alçaktır. Sahil kesiminden itibaren yaklaşık 30 m aynı derinliği korur.
Aydinlik koyu - 5 Km

İçmeler plajından 4 km daha ilerideki Aydınlık koyu, ana yoldan ayrıldıktan belli bir süre sonra, önce çakıl daha sonra da toprak yolla karşılaşırsınız. Plaja inen yol denize 4-5 metre kalana kadar yaklaşmaktadır ve bundan sonra denize paralel olarak bütün plaj boyunca ilerlemektedir. Aydınlık plajı İçmeler Koyundan farklı olarak taşlık bir yapıya sahiptir. 4-5 metre genişliğinde çakıllardan oluşmuş oldukça geniş bir plaj, plajla toprak yol arasında yine çakılların oluşturduğu küçük bir tepe ve bu tepeciğin üzerinde yabani zeytin ağaçları yer almaktadır.Bu koyda deniz bir anda derinleştiğinden iyi yüzemeyenlerin ve çocukların dikkatli olması gerekmektedir. Kıyıdan yalnızca 2 metre açıldığınızda ayağınızın yerden kesilecektir. Burada deniz suyu o kadar temizdir ki suyun dibini deniz gözlüğü olmadan görmeniz mümkündür.Derinliğin de etkisiyle dalgaların boyu İçmeler Koyundan büyüktür.





Kanyon
Deniz kenarında uzanıp yatanlardan değilseniz Milli Park’ta sık ağaçlıkların arasındaki patikalardan içerilere, tepelere doğru yürüyüş yapmanın keyfine varabilirsiniz. 6. km’ deki kanyon ve Dik Kaya Vadisi, küçük dereleri, sık bitki örtüsü ve patikalarıyla iyi bir trekking parkurudur. Doğa severler deniz sezonu haricinde de trekkinglere katılabilirler.


Çıkmaz sokaklarda kısır kalıyorum döngülere...Ve ben dönemezken kendime
labirentlerinde kaybolmuşken, sağım sen, solum sen, yolum sen, yönüm sen
olmuşken, senden gayrısına yok, yokluğuna râm olmuşken,
SuSma Ömrüm!...

Çevrimdışı YAZGÜLÜ

  • PlatforyuM Star Grubu Üyesi
  • *
  • İleti: 9.562
  • Teşekkür Sayısı 60
  • Cinsiyet: Bayan
  • Sözün bitttiği yerde,noktanın konduğu yerdeyim..
Ynt: Aydın
« Yanıtla #9 : Mayıs 26, 2009, 11:31:28 ÖÖ »
İlgi Çekici Yerleri:


Aphrodisias antik şehri mutlaka görülmeli. Arpaz Kalesi Nazilli-Bozdoğan arasındaAkçay´ın doğusundaki tepe üzerinde bulunan kale Selçuklu dönemine ait. Körteke Kalesi Bozdogan ilçesine bağlı Körteke köyü ile Örencik köyü arasında doğal bir tepenin üzerinde bulunuyor. Bafa Bafa gölü içinde bir ada üzeride bulunan kale. Tralles Aydın’ın 1 km. kuzeyinde Topyatağı mevkiinde. Tarihi M.Ö. 4000 yılına kadar uzanıyor. Nyssa Aydın’ın 33 kilometre doğusunda Sultanhisar ilçesinin 3 km. kuzeyinde yer alıyor. M.Ö. 3. yy´ın yarısında kurulmuş. Aphrodisias Karacasu’ya 12 km. uzaklıkta, Geyve köyü sınırları içinde, halen kazıların sürdüğü bir tarih hazinesi. Antik ismi Nineo olarak biliniyordu. M.Ö. 1. yüzyılda Grek tanrıçası Afrodit’e ithafen Aphrodisias adı ile anılmaya başlandı.

Ağaçarası Camii
Üveys Camii olarak da bilinen bu Camii, Köprülü semtinde bulunuyor 1565 yılında kurulmuş olan Ağaçarası Camii, barok sanatında bir mimari tarzda yapılmış.

Cihanoğlu Camii
Cıhanoğlu ya da Cihanzade olarak da tanınan Camii, 1756 yılında yapılmış. Şadırvanı oniki sütun ve mermer kalıplarla döşeli. Barok sanatı tarzında çok güzel bir örnek.

Aydın Müzesi
Aydın arkeoloji ve etnografya müzesi zaman içerisinde Aydın merkez ve ilçelerinden gelen eserlerle zengin koleksiyonlara sahip olmuştur. Müze salonlarında teşhir 3 seksiyondan oluşmaktadır. Arkeoloji Seksiyonu, Sikke Seksiyonu ve Etnografik Eser Seksiyonu.

Osmanoğlu Külliyesi
1699 ile1707 yılları arasında geliştirilen ve Nasuh Paşa tarafından bağışlanan Osmanoğlu Hanı ile beraber, 20 odalık Medrese, bir Camii ve de bir hamam yapıldı. Hamam bügün Paşa Hamamı olarak anılıyor.

Süleyman Bey Camii
Barok sanatı tarzında yapılan Süleyman Bey Camii, bölgenin en güzel camiilerden. 1683´te inşaa edilen yapının şadırvanı piramid şeklinde kuppesi var.
Çıkmaz sokaklarda kısır kalıyorum döngülere...Ve ben dönemezken kendime
labirentlerinde kaybolmuşken, sağım sen, solum sen, yolum sen, yönüm sen
olmuşken, senden gayrısına yok, yokluğuna râm olmuşken,
SuSma Ömrüm!...